Ören’de bekleyen sürpriz !
5. GÜN
Herkes bıktı ama ben bıkmadım söylemekten. Bu tatilin en güzel anları bir sabahı böyle aydınlatmak bence.
Haluk daha kalkmadan arabadan fırlayıp temiz havayı içime çekmek, sonra da arka kapıyı açıp ona gece kaldığımız yerin sabah halini göstermek. Ayrılmak istemediğimiz yerde kahvaltı etmek, ya da kahvaltı için daha da güzel bir yer bulmak.
Küçükkıyıkışlacık hiç ayrılmak istemediğim yerlerden biri. Sabah göl sakinliğinde bir denize uyandık. Karşıdan (yoldan gitsek aramızda 300 mt anca var) birbirine günaydın diyen balıkçıların sesleri geliyor.
Yanımızdan şivesinden yabancı olduğu belli olan bir hanım geçiyor köpekleriyle yürüyüşe çıkmış. Gülümseyerek günaydınlaşıyoruz.
Sonra da bastonuna dayanarak yürüyüşe çıkmış yaşlı bir amcayla.. Herkes güleryüzlü, bulaşıcı gülümsemek, bizim de yüzümüz gülüyor.
Burası mutlu bir köy !
Biz de mutlu, huzurlu kahvaltımızı yapıp, imece usulü masamızı topluyoruz. Bu sabah bulaşık sırası Haluk’da.
Bu arada yürüyüşten dönenlerle selamlaşıyoruz. Bu güzel köyden ayrılmadan bir yürüyüş de biz yapalım diyoruz.

Meğerse biz gece tarihin içinde uyumuşuz !!
İasos çocuklarının evden kaptıkları birkaç şeyi paylaşıp kıyısında yedikleri bu koyda kahvaltımızı yapmışız.
Ben her antik kenti, ya da tarihin içinden gelen bir yapıyı gezerken gözlerimi kapatır ve insanların yaşantılarını hayal etmeye çalışırım. Hayat o dönemde nasıl akıp giderdi merak ederim. Her gittiğim yerde görünmezlik peleriniyle geriye gidip hiç olmazsa birkaç saat geçirsem diye düşünürüm.
Biliyorum her yerin bir yaşanmışlığı var şu koca dünyada, ama böyle yerler bunu hissettiriyor bana.
Şu hayatta çok kalıcı bir iz bırakmadıysanız eserlerinizle, kapladığınız zaman en fazla 100 sene, adınızın bile unutulması gene en fazla 100 sene o zaman bu hırs, bu kavaga niye?
Ya unutulmamak için kalıcı eserler bırakın ve güzellikle hatırlanın veya sevdiklerinizle yaşayıp mutlu geçirin şu kısa zamanı.
Hanginiz biliyorsunuz babaannenizin de babaannesinin ya da dedesinin adını , nasıl yaşadığını? Daha kaç yıl geçti halbuki üzerlerinden? Kim biliyor ne saçmalıklar için kavgalar ettiklerini, kalpler kırdıklarını ya da birilerinin zoruyla istemedikleri hayatlar yaşadıklarını? Sizin torunlarınızın torunları sizi hatırlayacaklar mı sanıyorsunuz? Bu öz-selzenişten sonra içinde uyuduğumuz tarihi anlatalım azıcık.
İasos MÖ. 4. yüzyılda inşa edilmiş ve 1800 lü yıllara kadar çok iyi korunmuş surlarla çevrili küçük bir liman kenti. ( 2200 yıla dayanan kent bize 200 yıl bile dayanamamış. )
Zaman içerisinde bazı binalarından taşlar sökülmüş başka binalarda kullanılmış, hatta liman dolgusu olarak bile kullanılmış. Artık izleri bile zor belli olan mozaik gravürler varmış bazı duvarlarında.
Her antik kentte olduğu gibi hem meclis hem de tiyatro olmazsa olmazları. Ama burası küçük olduğundan bir binayla ikisini de halletmişler.
Biz de hemen tek seyircili tek kişilik bir oyun kuruverdik 🙂
İasos Bizans ve hatta Osmanlı zamanında da korunma amaçlı kullanılmış bir yerleşim olmuş. Hiç bir dönemde çok büyümemiş. Şimdi bile bunca büyük ve herkesin bildiği antik kentler arasında kaybolmuş, ya çok meraklıların gelip bulduğu, ya da bizim gibi tesadüfen karşılaşanların gezdiği bir şehir.
İstemeyerek de olsa ayrılıyoruz Kıyıkışlacık ve güzel insanlarından. Tabi ki akşam yemek yüzere gene balık alarak.
Bu civarda sahil bölgelerinde eski yerleşimler olduğundan, çoğu yer sit alanı. İmara açılmıyor. Bina yapmak yasak, cezası var.
İnsanlar da topraktan yükseltilmiş, kazıklar üstünde evler yapıyorlar. Toprağa değmeyince ceza yemiyorlarmış. Bizde çözüm bitmez !!
Yolda biraz kah bir sahilde güneşlenerek, kah diğerinde bir şeyler içerek Ören tabelasını görene kadar ilerliyoruz.
Niyetimiz Akbük de gecelemek, Ören aklımızda yoktu ama bu kadar gelmişiz, gerçi akşam da oluyor, ama görmeden gitmek olmaz diye kırıyoruz direksiyonu içeri.
Yolda önce canım İTÜ’mün yamaç paraşüt takımının minibüsü geçti yanımızdan. Sonra gökyüzünde renkli kuşlar gibi süzülen paraşütleri gördük.
Gezerken bazen böyle sürprizler de karşılıyor bizi.
Yamaç paraşütü hedef ligi finalleri varmış meğerse.
Karavanlarla gelenler, çadırlarda kalanlar, otellere takılanlar. Her yer bu işe gönül vermiş gençlerle dolu.
Biraz seyrettik çok zevkli görünüyordu. Sonra anons yapılıp bugünlük uçuşlar bitti ama atlamak isteyenler tekrar yamaça götürülecek dediler. Biz de görelim nasıl atlıyorlar diye takıldık arabamızla peşlerine.
Muhteşem bir manzara, kendini boşluğa koşarak bırakan insanlar. Atladıktan sonra sessizliğin sesiyle ve aşağının muhteşem manzarasıyla süzülmek.
Sonra birkaç tandem atlayış yaptırdı hocalar. Birinin videosu aşağıda. Önde koşan ilk uçuşunu yapacak olan. Bu bir güven işi. 700 mt yükseklikte, tanımadığın birine birkaç tokayla bağlı kendini boşluğa bırakmak. Bir aksilik olursa seni kollayacağına güvenmek.
Sonra atlayışlar bitti birkaç kişi ve biz kaldık sadece geriye. Güneşin batışını tepeden seyredip akşam yemeğimizi burada yemeğe karar verdik.
Ama daha Küçükkıyıkışlacık’dan tadı damağımızda kaldığı için bu akşam yemek üzere aldığımız tazecik balıklarımızı tavaya koyarken arılar doluştu başımıza. Olsun hava kararınca gider onlar dedik gene de başladık pişirmeye.
Bu sefer de tüp bitmez mi ! Hadiii buyur burdan yak… 🙂
Yok biz burada yememeliyiz yemeği, var bunda bir iş deyip toparlandık.
Yol üstündeki köy bakkalından tüpümüzü değiştirdik ve Akbük yol manzaralarını karanlıkta kaçırmayalım, yola yarın çıkalım deyip planı değiştirdik ve Ören’e geri döndük.
Ören bize yeni sürprizler hazırlıyormuş meğer. Biz en sonunda sahilde balıklarımızı pişirip yerken, Ören belediyesi gençler için kocaman bir ateş yakmış kumsala, çevresinde sandalyeler koymuş, müzik de var.
Demek bunun için aşağı inmişiz, hadi biz de gençleşelim dedik takıldık onlara. Bir süre sonra Örenin müdavimi, emekliler gurubu da geldi ateşin çevresine.

Hava da iyice soğumuştu ateş iyi geldi. 🙂
