Antalya – Düden ve Kurşunlu
36. GÜN
Gece orduevinde kalınca, karavan, çadır veya camper da uyanmakla, ev veya otelde uyanmanın arasındaki fark hemen ortaya çıkıyor. Arabamızda yatınca sabah havanın aydınlanmasıyla, doğayla birlikte gayet dinç ve uykumuzu almış olarak biz de uyanıyoruz. Ama diğer türlü geç kalkıyoruz, günün birkaç saatini sabah yatakta harcıyoruz. Bugün de öyle oldu. Bir de üstüne kahvaltı için oyalanınca zaten kısalan kış günlerinin bir kaç saatini harcamış olduk.
Bugün planda Düden ve Kurşunlu Şelaleleri ve Karain Mağarası var.
İlk durak Düdenbaşı da denen Düden Şelalesi. Düden su çeken yada su yutan deliklere verilen admış. Bazıları o kadar büyük oluyormuş ki koca bir gölü veya nehri yutabilirmiş.
Türkiye’de de pekçok örneği olan bu düdenlerin en ünlüsü Düden Şelalesidir. Eski Antalya Burdur karayolu üzerinde Kırkgözler ve Pınarbaşı denilen iki su kaynağı bir süre sonra buluşup birlikte akar sonra Bıyıklı Düdeni içinde kaybolur.(Biz daha sonra gidip bu düdeni aradık ama bulamadık, orada bir fabrikanın sınırları içinde kaldığını ve ziyaret edilemediğini söylediler eğer doğruysa)
Pınarbaşı ve Kırkgözlerin taşkın zamanlarında saniyede 30 bin litre su yutabilen bir düdenmiş Bıyıklı Düdeni. Burada kaybolan su 14 km kadar yer altında gittikten sonra Varsak çukurundan çıkıp sonra tekrar batar ve 2 km daha yer altında ilerledikten sona kot farkından da kaynaklanan bir basınçla Düdenbaşı’nd
a yeryüzüne çıkar. Hatta bu basıncın enerjisi Kepez hidroelektrik santralında elektrik üretimi için kulanılıyor.
Su buradan sonra kollara ayrılarak ilerliyor ve Antalya’da 40 mt yükseklikte bir travertenden denize dökülüyor. Suların çok olduğu bahar mevsiminde görüntü harika oluyormuş ama biz göremedik tabi ki.
Düden şelalesi aynen filmlerde gördüğümüz gibi arkasında mağaralar oluşmuş bir doğa harikası ve belediye burayı gayet güzel düzenleyerek mağaralarda da gezilmesini sağlamış. Şelalenin olduğu yere bir park yapılmış, içinde kafe ve büfeler, hediyelik eşya dükkanları ve restoran var. Doğa muhteşem, yapraklar yemyeşil, sular içine atlanası. Aslında yasak ama eminim yazın giren çok oluyordur.
Düden’le vedalaşıp yönümüzü Kurşunlu Şelalesine çevirdik.
Kurşunlu şelalesi çevresi tabiat parkı olarak koruma altına alınmış güzel bir alanda bulunuyor. Bir büyük ve pekçok küçük şelaleden ve 7 tane irili ufaklı gölden oluşuyor. Aralarında küçüklü büyüklü köprülerle geçişler yapılabiliyor.

Doğal ortam mümkün olduğunca korunmaya çalışılmış. şelalelerin rahatlıkla izlenebileceği şekilde piknik masaları yerleştirilmiş. Biz de sabah orduevi pastahanesinden aldığımız iki minik pastamızı ve içeceklerimizi yanımıza alıp şelalenin serin suları yanında çok tatlı bir piknik yaptık.
Tabiat parkı içinde yürüyüş yolları da var. Biz de hemen keşfe çıktık pastaların birazını eritelim diye 🙂 Alt kenarda çok değişik kahveler yapan bir osmanlı kahvecisi vardı. Biz gittiğimizde sezon nedeniyle özel kahveleri kalmamış biz içemedik. Ama oraya kadar yürümeyi göze alırsanız, bu muhteşem görüntüye karşı denemekten zarar gelmez derim ben.

Kurşunlu’dan çıkınca epeyce de bir yol giderek Karain Mağarasına vardık. Ama hayal kırıklığı maalesef. Mağara erken kapanıyormuş, rica minnet dinlemediler, olmaz dediler başka da birşey demediler. Kırkgöz ve Pınarbaşını bulalım bari gelmişken dedik onu da bulamadık. Paşa paşa döndük geri orduevine, Karain gezisini yarına bırakarak.
Ama bu sefer yemeğimizi dönerciler çarşısında denedik. Antalya dönerciler çarşısının özelliği, dönerlerin porsiyon değil tartıyla satılması. Oturunca kaç gr et olsun üstünde diye soruyorlar. Lezzet fena değil, ama ortam biraz fazla turist avcısı. Heryerde çığırtkanlar vıcık vıcık insana yapışıyor. Oturunca da fazladan ne satabiliriz derdiyle sürekli başınızda onu da alır mısınız, bunu da dener misiniz durumundalar. Karnımız doyunca Kaleiçini bir de gece görüntüsüyle keşfe çıktık ve ayrı bir güzel olduğuna karar verdik. Sonra da bunca yürüyüşün ve temiz havanın yorgunluğuyla kendimizi yatağa attık.
