Finike
27. GÜN
Demre’de sabah bu güzelim deniz manzarasına uyandık. Gece karnını doyurduğumuz köpek dostlarımız bütün geceyi arabamızın yanında, bizi bekleyerek geçirmişlerdi.
Biz de kahvaltıyı da orada yapıp, pişirdiğimiz sucukları onlarla paylaşarak onları ödüllendirelim dedik. Hatta onlara az geldi diye yanımızda süt vardı onu da bir kaba boşaltıp onlara içirdik.
Yakında bakımlı ve temiz bir tuvalet olması harika. Bulaşıklar yıkanıyor, el yüz yıkanıp, dişler akan suyla fırçalanıyor. Biz bu işleri ya su depomuzla ya da bulduğumuz temiz benzin istasyonlarında hallediyoruz genelde.
Demre’de gece kalma sebeplerimizden biri de Myra antik kentini görmekti. O nedenle toparlandık ve yola düştük.
Myra girişinde tiyatronun kabartma sütun başlıkları karşıladı bizi. Myra’da Likya birliğinin üç oy hakkına sahip altı şehrinden biriymiş. Biz Pınara hariç hepsini görebildik.
Girişte tam karşımızda deniz mezarlığı olarak da adlandırılan görkemli kaya mezarları duruyordu.
Mezar buluntuları, bulundukları çağ hakkında ipuçları veren ve yazılı veriler açısından tarihçilerin en çok faydalandıkları kalıntılar. Gerek ölülerin hediyelerle gömülmesi geleneği sayesinde ulaşılabilen ev eşyaları, takılar ve özel eşyalar, gerekse mezar yazıt ve kitabeleri, yapıldıkları tarihin günümüze ulaşan belgeleri. Hatta yaşadıkları zamanın ahşap ev yapısına uygun yapıldıkları düşünüldüğünden çok kıymetliler. Günümüzde hala kullanılan tahıl ambarları (granary) da kaya mezarlarıyla aynı formda olduğundan o dönemin bir yansıması olduğu düşünülüyor.
Myra tiyatrosu Likya Birliği’nin en büyüklerinden biriymiş. MS 141 yılında depremle yıkılmış ve onarımından bir süre sonra da gladyatör dövüşlerine uygun hale getirilmiş.
Myra antik kenti’nin restorasyonlarının tamamlanması için daha çok zamana ihtiyaç var. Şu anda sadece tiyatro gezilebiliyor, onun da yarısı geziliyor. Kaya mezarlarına aşağıdan bakıp, tiyatrodan çıkartılan kalıntıları inceleyip çıkıyorsunuz. Kısacası biraz hayal kırıklığı …
Artık Finike’ye gidebiliriz.
Finike sanki Akdeniz’in gelişmesi istenmeyen üvey evlatlarından biri, bizce bir diğeri de Kumluca.
Her ikisinde de yeni yeni çalışmalara başlamış. Ama kayaların arasında bir avuç kumsalda denize girmeye çalışılan yerlerden sonra uçsuz bucaksız sahillerinde tesis bile olmayan bu iki ilçe şaşırttı bizi. Bu belki de buraların bu kadar doğal kalması açısından iyi birşey.
İlçenin girişindeki Finike yazısının yanında bir portakal ve mandalina satıcısı, aynı zamanda portakal suyu da satıyordu.
Biz portakal suyu içme işini en son arabamıza dönerkene bıraktık çünkü ben harika bir balık kokusu alıp onu takip etmeye başlamıştım bile.

Epeyce arayıp, bir ara kokuyu kaybedip sonra yoğun bir şekilde ortaya çıkınca tekrar takip ederek, çocukların sıcak soğuk oyunu gibi sonunda bulduk balıkçıyı.
Neşeli Balık, eski Finike çarşısında, sağında solunda kahvehaneler, karşısında mahalle berberi, renkli ahşap sandalye ve masalarıyla karşımızda duruyordu.
Tek tek balıkları sayıp isterseniz karışık yapalım dedi garson. Nasıl yani karışık ızgara gibi mi ? İlk defa böyle bir teklif duydum, peki dedim.
Kocaman bir tabak balık geldi önüme, irili ufaklı, şişmanlı zayıflı, kemikli az kemikli. Hepsi de tam sevdiğim gibi çıtır çıtır kızarmışlardı. İnanın yediğim en ama en güzel kızarmış balık tabağıydı. Fiyatına ise asla inanamayacaksınız. 17 tl !!! Finike’de yaşasam hergün balık yemeğe gelirdim buraya. Şaka gibi.
Oradan çıkınca Haluk ben de bari traş olayım dedi ve bir berbere girdik.
Finike haberlerini ve gezilecek yerler hakkında bilgiyi de ondan aldık. Turistlerin buraya ve Kumluca’ya hiç uğramadıklarından, Demre’nin hiç olmazsa Noel baba kilisesi nedeniyle Rus Turistler tarafından ziyaret edildiğinden yakındı.
Dönüşte portakal suyumuzu içmek için oturup biraz da portakal ve mandalina aldık. Hesabı öderken turistleri kaçıranın bu portakalcı olduğuna karar verdik. Taş yerinde ağırdır deyimi tam ona göreydi !!!!
Bu muhteşem manzara Limyra antik kentini ararken yolu karıştırınca karşımıza çıktı. Şu muhteşem sahile bakın, üstelik bir tek büyük otel yok. Ne güzel değil mi?

İşte Limyra !! Önce sol tarafta yalnız başına küçük bir tiyatro çıktı karşımıza tel örgülerle çevrili. Sonra bitti. Biraz ileride de Kafi Baba türbesini gördük.
Sandık ki hepsi bu. Sonra dönerken tiyatroyu geçince yolun diğer tarafında biraz yukarıda bir duvar ve önünde bir tabela dikkatimizi çekti. Bakalım bari dedik. Meğerse herşey o duvarın arkasında ve aşağıda gizliymiş !!!
Büyük bir anıt mezar, kuleler antik harabeler ve ileride bir köprü. Köprünün diğer tarafı ayrı bir dünya.
Yanda görünen “granary” yani tahıl deposu. İlginç olan İngilizce tahıl anlamıyla çok benzeşmesi. Aynı zamanda eski Likya ahşap evlerinin de bu güne kadar gelmiş kopyası. Bu granary orada orjinal boyutlarında belki de hala kullanılıyor, çünkü yakınında bir ev vardı.
Ve antik kentin heryerinden ama her yerinden fışkıran sular. Açıklama yoktu biz de anlamadık. Bu hep böyle miydi yoksa o büyük depremlerden sonra mı böyle oldu. Ama muhteşem bir görüntüydü. Yaz olsa ayakkabılarımı çıkartıp öylece dolaşmak isterdim.
Finike’de gece kalmak istemedik, Kumluca’ya gidelim dedik. Tam Kumluca’ya girerken sağ tarafta Günay Tesisleri diye bir tabela gördük. Haluk “soyadımız!! hadi bakalım” deyince girdik. Belediyeye ait harika bir tesis. Spor tesisleri, yüzme havuzları, plaj, gayet düzenli piknik masaları ve tuvaletlerin hemen yanında güneş enerjisiyle suyu ısıtılan tertemiz duşlar !!
DUŞ !! Görevlilere kalabilir miyiz dedik tabi dediler. Başkan Hüsamettin Çetinkaya gelen misafirlere yardımcı olun demiş.
Hemen duşumuzu aldık, temiz kıyafetlerimizi giydik. Gece görevlileri Ali ve Soner bize çay ikram ettiler. Muhabbet ettik. Tam yatağımızı hazırlıyorduk ki bu yaramazı yatağımızın üstünde oturmuş masum masum bizi beklerken bulduk. Bir taraftan dışarı çıkardık, diğer taraftan geri girdi.
Hadi gece bizimle kal bari dedik. Bir kaç saat mışıl mışıl uyudu ondan sonra kıpır kıpır rahat vermedi bize ama dışarı da çıkmak istemedi. Bu kadar ısrarla arabanın içinde kalmak isteyince bizim olsa mı dedik önce ama sonra vazgeçtik. Ona burada iyi bakıldığı belliydi. Zaten sabah da bundan kesin emin olduk.
