Kasım’da Deniz Bir Başka Güzel
22. GÜN
Ölüdeniz’de kışın hayat da geç başlıyor. Sessizliğe uyandık sabah.
Karnımız da aç ne yapsak diyerek evlerin arasında dolaşırken açık bir bakkal gördük iç taraflarda. Sıcak ekmek de getirmiş. Aldık ekmeğimizi doğru milli parkın içine. Ormanın içinde çamların altında, denize yakın masamızı kurduk, çayımızı demledik, sucuklu yumurtamızı yapıp, değme kahvaltıcılara taş çıkartacak köy kahvaltımızı yaptık. Onlarda malzeme bizden bir tık fazla olabilir ama bizdeki ortam da onlarda yok. Ben bunu tercih ediyorum, sizi bilemem.
Kahvaltıdan sonra kumların üzerine minderlerimizi atıp biraz güneşlenip kitaplarımızı okuduk.
Eh artık güneş epey yükseldi haydi denize. 22 Kasım 2016 ve ben denize giriyorum, hem de asla üşümüyorum. İnanılmaz !!!
Canımız çıkmak istemedi, öyle güzeldi deniz. Oynadık, yüzdük. Ama hasta oluruz da gezimiz yarım kalır diye korkup sonunda vedalaştık. Yoksa akşama kadar kalabilirdik içinde. Duşumuzu da alıp düştük yollara.
Deniz, sessizlik, huzur !! Aklımız kaldı Ölüdeniz’de. Gene gelmeli ama bu mevsimde, heryer bize ve bizim gibi sakinlik seven bir kaç aileye kalmışken.

Babadağ Yolundan Ölüdeniz
Yolda çıkarken de durup durup baktık. Aşağısı, yerinde ayrı güzel yukarıdan başka güzel.
Muhteşem bir koy ve arkasında neredeyse göle dönüşmüş Ölüdeniz.
Bir keçi sürüsü görünce de fotoğraf çekelim diye durduk. Ama yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış, koşa koşa yanımıza geldiler, sokak köpekleri gibi, ne var diye. Havuç vardı yanımızda ondan verdik , gittikçe çoğaldılar.
Arabaya girdim camdan içeri girmeye çalıştılar. Boynuzları arabaya zarar verecek diye havuçlarımızı verip kaçtık :))))

Kelebekler vadisi görmeyi çok istediğim yerlerden biriydi. Ben vadiye karadan da inilebiliyor zannediyordum. Ama ancak dağcılar inebiliyormuş, çok dik ve zorlu bir yolmuş. Yukarıdan ancak bu kadar görebildik. O da ancak bir noktadan görülebiliyor. Ayrıca tabi ki bu mevsimde kelebek falan da yoktu. Bahar da gelip kelebekleri de görmek lazım.
Aşağıda ekolojik tarım yapan bir tesis ve kamp alanı varmış. Yazın genelde gençler ve ekolojik tarıma destek vermek isteyen gönüllüler, hem tatil yapıp hem çalışarak ve sanıyorum üstüne para da vererek teknelerle geliyorlarmış buraya. Bu mevsimde görmek istiyorsan kendi teknen olması lazım.
Biz de gelip hemen geri döndük demeyelim birer gözleme yiyelim bari dedik. Açık bir yer bulduk ama yalnızca çay vardı. Buna da şükür 🙂
Biz Fethiye’ye dönene kadar gece oldu tabi, artık kurt gibi de acıkmıştık.
Bir kızarmış tavukçu gördük yol kenarında , ama bildiğimiz gibi olanlardan değil. “Bir işi yapacaksan en iyisi olacaksın” diyenlerden.
Aldığımız tavuk ve kanatları parçalara ayırdı mangalın üstüne yerleştirip bir de orada kızarttı, yanına ayrı tabaklarda salata ve sebzeli pilav koydu. Öyle paketledi. Ben herhalde başka birine servis hazırlıyor diye sıramı bekliyordum. Meğerse benim siparişimmiş.
Ben sadece tavuk istemiştim ve her yerde olduğu gibi paketleyip verecek sanmıştım. Yediğimiz en güzel tavuk, pilav ve salataydı, üstelik öyle çoktu ki bitiremedik ertesi gün akşama da kaldı.

Nerede mi yedik ? Çalış plajında !! Sonra da oraya yakın bir yerde ağaçların altına çektik arabamızı ve ohh günün yorgunluğunu atan deliksiz uyku….
