Kıyıkışlacık, Huzurun adresi…
4. GÜN
Böyle campervan ile tatil yapmanın en büyük zevki sabah erkenden uyanıp, doğanın uyanışını izlemek.
Campervan Türkiye’de pek kullanılmayan bir kelime ve tabi ki araç türü.
VW Caddy, Ford Connect, Fiat Doblo benzeri ticari araçların, yatacak alan, dolaplar, pişirme alanları, buzdolabı gibi ilavelerle bir nevi küçük karavan haline getirilmesiyle yapılıyor.
Türkiye’de hiç yaygın değil, ama yurt dışında insanlar bu araçlarla her yeri dolaşıyorlar. Hatta firmalar modüler mobilyalar üretmişler bu araçlar için paket halinde geliyor kendiniz kuruyorsunuz.
Biz karavan imalatçılarına yaptırmak istedik inanılmaz yüksek fiyat isteyip bir de 3 ay kadar beklememiz gerektiğini söylediler. Kendimiz yapmaya karar verdik. Çok da iyi etmişiz üçte bir fiyatına bitti.
İsteyenlere ölçüye uygun yapılır !!
Karavan daha fonksiyonel, içini ev gibi kullanabileceğiniz bir araç, çok çok daha rahat, ama hantal.
Ayrıca karavanınızı ille de karavanpark tarzı yerlere ya da boş arazilere park etmelisiniz.
Motokaravanlarla hantallığından dolayı bizim yaptığımız gibi şehir içinde dolaşamazsınız. Çekilen karavanlarla da bıraktığınız yere geri dönmek zorundasınız.
Sonuç olarak bu bir tercih meselesi, ya dururken rahat edeceksiniz ya da gezerken. Biz gezerken rahatlığı tercih ediyoruz. Belki daha sonra aynı işlemi bir VW Transportera uygularız. Biraz daha rahat oluruz.
Didim’de mesela yazlıklar arasında bir yere park edip uyuduk, sabah bu manzaraya uyandık. Canımız kahvaltı hazırlamak istemedi, toparlanıp Apollon Tapınağını gezmeye gittik.
Orada da normalde yazın araç girmeyen ama kışın açıldığı için girebildiğimiz bir yoldan gidip tapınağın dibine park ettik arabamızı. Karavanın her çeşidiyle imkansızdı izin vermezlerdi.
Apollon tapınağı Miletos ve çevredeki diğer kentlerin bilicilik (kehanet ) tapınağıymış. Günlük işlerden ve sosyal yaşamdan etkilenmemesi için kentin oldukça uzağına kurulmuş ama gene de görkemli bir yolla kente bağlanmış. Şimdi yolun sadece ilk kısmı Miletos’da, geri kalanı başka şeylerin altında kaybolmuş.
Her sınıftan insanın ve kralların da değer verdiği, gelecekleri hakkında bilgi almak için kehanetlerine başvurduğu din adamlarının bulunduğu, gelen gemilerle başka ülkelerden insanların da uğradığı bir tapınakmış.
Kehanetlerin tanrısı Apollon adına yaptırılmış. Çok görkemli büyük sütunlar üzerine oturtulmuş, oymalı başlıklarla süslenmiş bir tapınak burası.
Kapıdan girişte gözlerine bakanı taşa çeviren, yılan saçlı Medusa heykelleri karşılıyor bizi. Tapınağın korunması görevi burada onlara verilmiş.
Dünyanın üçüncü büyük antik tapınağı olan Apollon tapınağı da malesef İngiliz Arkeologların hışmına uğramış. 1857 de açıkta duran heykeller British Museum’a taşınmış.
1904 yılından sonra da Almanlar çalışmalara başlamış. Gördüklerimiz de bize kalanlar.
Burası çok geniş çaplı sütunlarla çevrili, inşaatı tam olarak bitememiş bir tapınak. Yukarıdaki resimde solda görünen sütunun üst çizgileri bitirilememiş henüz. Tapınak zaman içerisinde birkaç büyük yangın geçirmiş. Bir dönem askeri garnizon olarak kullanılmış, yağmalara uğramış.
1493 de büyük bir deprem büyük zarar verince tamamen terk edilmiş.
Tapınak çıkışında, yürüyüş yolunun kenarlarına yazın gelsek kalabalık turist toplulukları arasında belki de gözden kaçıracağımız esprili ve çok güzel heykeller gördük.
Çeşmenin şerbetçi heykeli şeklinde olması, bankta oturan amca , kadeh tokuşturan kurbağalar gibi.
Tekrar Didim’e gidip, biraz dolaşıp kahvaltımızı çorba ile yapmaya karar verdik. Didimin cana yakın esnafında kopan ayakkabımızı da tamir ettirip düştük gene yollara.
Adını duyunca çok sevdiğim, umarım adı gibi bir yerdir diye düşündüğüm Küçükkıyıkışlacık.
Beni yanıltmadı, küçücük sevimli bir köy. Kendileri ne düşünür bilemem ama, antik kent İasos‘un hemen dibinde olduğundan köyleri, burayı yazlıkçılar işgal edememiş. Olduğu gibi sade ve masum haliyle korunmuş. İçeriye doğru derin bir girinti yapmış minik bir koyun kenarına yerleşmişler. Koyun karşısında zeytin ağaçlarının arkasına saklanmış antik kent var. Koyun denizle birleştiği yerde de bir küçük kalecik ve ona doğru giden kayalar var.
Arabamızı köyün sonuna park edip kaleye kadar yürüyüp keşif gezisi yaptık ve köyün karşısında gecelemeye karar verdik. İnanmayacaksınız bu arada antik kenti fark etmedik.
Yanyana sıralanmış küçük dükkanlardan birkaçı balıkçı zaten. Oradan tazecik kefaller aldık, köy bakkalından da mısır unu. Bütün dükkanları kadınlar işletiyor burada, bakkalı da balıkçıları da, cafe tarzı küçük barı da. Eşleri başka yerlerde çalışıyor ya da balıkçılık yapıyormuş.
Biz de onların dikkatini çektik doğal olarak. Arabayla gezen iki kişi bu mevsimde ilginç geldi onlara.
Koyun ve köyün tam karşısında, cafe de sürekli çalan Haluk Levent’i dinleyerek balıklarımızı tavaya attık. Onlar pişerken salatamız da hazırlandı. Küçük köyün balıkçılarının birbirine neşeli laflar atması, gençlerin bize kadar ulaşan kahkahaları arasında yemeğimizi bitirdik. Bu arada çayımız da demlenmişti.
Biz serinleyen havada, Köyün ışıklarını seyrederek sıcacık çaylarımızı yudumlarken önümüzdeki sahilden uzun çizmeleri ve ellerinde kovalarıyla balıkçılar geçmeye başladı. Yerden birşeyler topluyorlardı kovalarına.
Akşam karanlığında kıyıya yiyecek aramaya çıkan minik yengeçleri topluyorlarmış, çupra yemi olarak. Yengeçler için biraz üzülsek de ekmek parası yapacak birşey yoktu.
Burası hayallerimin balıkçı kasabası !!
Bu arada Amerika’daki arkadaşımızdan Haluk’tan bilgisayar ile ilgili destek isteği geldi.Güneş panelimizin doldurduğu akülerimizden ilk defa faydalanıp, akıllı telefonların internetini kullanıp , yanımızda taşıdığımız notebook ilesorunu çözdük. Amerika’daki sorunu çözdük çözmesine de teknolojinin bizleri zaman ve mekandan arındırması bakımından hem garip geldi hem biraz ürküttü bu olay. Bir de tabi ihtiyar çaylaklar olarak yaşımız yetmeyecek ve mesala 100 yıl sonra nerelere ulaşacak bu teknoloji ve biz göremeyeceğiz diye merakla karışık üzdü de biraz.
Biraz sohbet biraz çay derken arkamızda zeytinlik olduğunu sandığımız yer, önümüzde deniz, karşımızda köyün ışıkları, sanki yıllardır burada yaşamışız gibi güvenle uykuya daldık.
