Marmaris’de bir mola !
6. (7-8.) GÜN
Gençlerle geçen bir günün ardından, deniz kıyısında sakin bir uyku harika geldi.
Biz arabamızı Ören’in son ucuna yerleştirdik. Paraşütler tam ortaya iskele bölgesine iniyor. Hadi yürüyelim dedik oraya doğru.
Biz sabah erken uyandık ama sporu yapan onlar, çok yorulmuşlar belli, çadırlardan yüksek uyku sesleri !! geliyor, karavanların kapıları daha kapalı. O zaman yürüyüşe devam deyip, iskeleyi de geçip sonuna kadar gidip döndük.
Onlar halâ uyuyunca, yarışmanın sonunu seyretmekten vazgeçip, biz bugünü de burada geçirmeyelim dedik kahvaltıyı başka bir güzellikte yapmak üzere devam ettik yola.
Akbük’e doğru ilerlerken kahvaltı amaçlı bu güzel tesisi gördük yol kenarında.
O kadar temiz, düzenli ki. Genç bir karıkoca beraber çalıştırıyorlarmış. Kocası dışarıdaymış bugün, koştu geldi.
Çayımızı oradan alıp kendi malzemelerimizle kahvaltımızı yaptık. Ellerinden geldiğince kendileri yapmışlar inşaatını. Tuvaleti, mutfağı tertemiz. Bize çay getirdiği tepsiyi bile sabunlayıp yıkamadan kaldırmadı, inanamadım.
Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın derim.
Sonunda Akbük’e geldik. Şükürler olsun imara açılmamış harika bir koy daha. Bir küçük otel ve birkaç çok makul fiyatlı dükkan var. Başka da bina yok.
Ayrıca bol miktarda karavan. Bazıları gerçekten birkaç günlüğüne konaklama için gelmiş, ama diğerleri inşaatın yasak olduğu bu bölgede sürekli konaklamanın yolunu böyle bulmuş.
Önlerinde verandaları, çardakları, bahçeleri. Bu güzelliğin tadını çıkartıyorlar. Balıkçı tekneleri ve yatları unutmamak lazım tabi ki.
Denize girsek mi diye içimiz gitti ama bu mevsimde denize girilir mi ön yargısını bu seferlik kıramadığımızdan sadece giren bir Alman çifti izleyip yola devam dedik. Aslında ne büyük hata ettiğimizi daha sonraki gönlerde fark edecektik.

Sırada Akyaka var. Harika konaklarıyla, buz gibi sular akan Ayazma’sıyla,
Azmakbaşı o buz derenin sularının kaynadığı yer. Üzerinde durduğumuz toprağın altından onlarca minicik pınar şırıldayarak karışıyor dereye.
Bize çok soğuk gelmedi belki mevsim nedeniyle, ama yazın bile en fazla 5-10 dk kalınabildiği söylendi suyun içinde.

Üzerindeki restaurant pazar kahvaltısı yapanlarla doluydu, bize hergün pazar olunca, hep böyle doğa içinde kahvaltı ediyoruz 🙂
Bunlar tapınak görünüşlü Likya mezarlarına benziyor, ancak Karia’nın güney kesimlerinde de Likyalılardan esinlenilerek yapılmış bu tür mezarlara rastlanıyormuş.
Bu mezarlar, krallar veya şehrin ileri gelenleri için yapılır, kapıları bir daha kolayca açılamayacak şekilde kaya ile kapatılır ve sıvanıp boyanırmış.
Mezar ilginç bir şekilde kayalardan oyulmuş ama sadece ön kısım değil arkasından da dolaşılabilecek şekilde çevresinin de kaya ile bağlantısı kesilmiş. Alttan kaya ile bütün, çevresi açık, çatısı olan bir ev şeklinde.
Bu mezarların alt kısımlarında küçük kapsül mezarlar var, onların alt tabakadan halka ait oldukları tahmin ediliyormuş.
Her çağda parası olan ve olmayan bir şekilde ayrılmış. Ölümden sonra yeniden dirilince gene zengin ve gösterişli hayata dönmekmiş amaç.
Karşınızda Marmaris. Abim burada yaşadığından sıksık geldiğim, her geldiğimde ormanın içine doğru biraz daha girdiğini fark ettiğim ilçe.Bu sefer ormanın içinde yukarılarda da evler gördüm. Ormancıların sitesiymiş. Onların yapma hakkı varmış ???
Kimlere emanet bizim ormanlarımız !!!!
Yeğenlerimin küçük olanı heyecanla bizi bekliyordu. Anlatacak ve gösterecek çok şeyi vardı bana.Öncelikle at binmeye başlamış ve onu seyretmem şart !! Sonra yeni okul , yeni arkadaşlar ve pokemonlarla alakalı konuşacak bir sürü şey var. O nedenle aslında bir gece kalıp devam etme planında olduğumuz Marmaris’de üç gece kalıyoruz.
