Murdal’da deniz keyfi
11. GÜN
Palamutbükü’nde güneşli bir güne uyandık.
Kaldığımız yer köy kahvesinin önü olunca , sabah erkenden kahvenin yolunu tutan köyün yaşlı erkek grubunun meraklı bakışları günaydın dedi bize.
Biz sesli günaydın deyince her zaman olduğu gibi mırıldanan günaydınlarla bakışlar bizden uzaklaştı.
Burada kahvaltı edebilirdik ama sorguya çekilmek istemedi canımız.
Elimizi yüzümüzü yıkayıp, yatağımızı toplayıp kahvaltı etmek için dün adını duyduğumuz ama bulamadığımız Murdal koyuna doğru yola çıktık.
Toprak yollar, yemyeşil vadiler arasından geçip, etrafta arada bir görünen taşlardan tarihi yarımada da olduğumuzu hissederek bulduk Murdal’ı. Sit alanı olmasına rağmen, Karayollarının önce kamp olarak yaptığı, sonra da özel mülke verdiği bir siteyle karşılaştık hayretle.
Sit alanı olması ve imar olmaması nedeniyle, elektrik yok, onlar da dağa güneş enerjisi döşemişler (aslında harika bir fikir de, burada ne işleri var?). Suyu da kendileri çıkarınca sorun kalmamış. Kilometrelerce alanda bu şekilde başka yerleşim yok. Çünkü izin yok. Deniz harika. Sahile yakın birkaç tane de kazıklar üstüne veya tekerlekler üzerine yapılmış ev var. Başka yerlerde sit alanlarına kazıklar üstünde yapılan evler cezadan kurtulsa da burada ceza yemişler, tekerlekli olanlar karavan sınıfına girince ceza almıyorlarmış. Sitenin bekçisinin yalancısıyız biz.
Neyse ki mevsim nedeniyle kimseler yoktu ortalarda. Bütün koy bize kalmıştı.
Keyifle kahvaltımızı yaptıktan sonra kasımın 11’i olmasına rağmen attık kendimizi denize. Bütün koy, bütün deniz bizim. Su gayet sıcak. Saatlerce keyfini çıkarttık akvaryum gibi denizin.
Sitenin sahile yaptığı duşlardan da tuzumuzu arındırıp bir de Değirmenbükü’ne gidelim dedik.
Bir arkadaşımız orada arazi almak istiyormuş ama hiç görmemiş. Güzel ama çok taşlı bir denizi vardı bugünlük deniz yeter deyip girmedik. Artık hava da kararıyordu yemek yiyip, uyuyabileceğimiz bir yer bulalım diye ayrıldık Değirmenbükü’nden.
Ovabükü çıktı karşımıza. Tek kelimeyle bayıldık!!
Gecelemek için yer ararken Gülbahar pansiyonun önünden iki kere geçince sahibi Gülbahar Hanım durdurdu bizi. Siz yer mi arıyorsunuz diye. Anlattık, arabada kalıyoruz, yemek yapacak ve uyuyacak yer bakınıyoruz diye. Gelin bizim bahçede kalın, sahilde de yemeğinizi yersiniz dedi.

Biz de orada çay içip muhabbet ettikten sonra bu şirin sakız ağacının altında yemeğimizi yedik. Arabamıza geçip, yolda nadiren bulduğumuz ücretsiz wifi’ı kullanarak biraz dizilerimizden seyrettik.
Sonra da harika bir uyku çektik.
