Alanya’da bir gün
46. Gün
Harika, serin ama güneşli bir güne uyandık. Biraz çevre keşfi, yandaki otelin iskelesinde balık tutanları seyir, sahilde yürüyüş falan derken acıktık tabi ki. Aslında burası güzelmiş kahvaltı edebiliriz ama ekmeğimiz yok. E hadi o zaman yola devam buluruz nasılsa güzel bir yer.
Tabi ki bulduk. İncekum Milli Parkı yazılı tabelayı görünce kırdık direksiyonu hemen. Aslında burası bir zamanlar karavan ve çadır kampı yapanlar için güzel bir alanmış. Çamaşırhaneler, duş ve tuvaletler, üstlerinde güneş panelleri, dolayısıyla sıcak su varmış. Ama şimdi hepsi harap durumda.
En solda, en uçta, mümkün olduğunca denize en yakın yerde park ettik arabamızı. Masamızı sandalyemizi yerleştirdik, tüpümüzü, buzdolabımızdan kahvaltılıklarımızı çıkarttık. Halûk bize sucuklu yumurta yaptı. Bütün milli parkta bir tek biz olunca, denize sıfır villamızın bahçesinde başbaşa kahvaltımızı yaptık. Sonra şöyle bir çevreyi keşfedelim dedik. Ne kadar enteresan bir yermiş meğerse burası. Parkla denizin arası upuzun kayalık bir alan. Ama kayalar normal değil. Hiç bir yerde bilgi bulamadığımız için, kendi yorumlarımızı kattık ve bir zamanlar yakınlarda patlayan bir yanardağın sıcak lavları suyla buluştuğunda oluşan su buharlarının boşlukları olduğunu tahmin ettik. Çok düzgün dairesel çukurlardı hepsi de. Sanki elle yapılmış gibi. İçlerini dalgalar deniz suyuyla doldurduğundan minik havuzcuklar oluşmuş. Çocuğu olan aileler için harika oyun alanı.
İçimizden akşama kadar burada kalıp burda gecelesek mi bile geçti. Ama saat daha çok erken ve hava da serindi. hadi dedik Alanya bu gece için güzel olabilir.
Giderken yolun karşısında bir kocaman han gördük, tabela da Şarapsa Han yazısını görünce dönüş uzak da olsa bakmadan geçmeyelim dedik. Antalya’ya 15 km mesafede, küçük bir tepenin üzerinde, 2. Gıyasettin Keyhüsrev tarafından yaptırılmış. Klasik Selçuklu hanlarından farklı bir mimari sergileyen bu kervansaray maalesef günümüzde turizme açılmak yerine bir restauranta kiraya verilmiş ve işletme olarak kullanılmaktaymış ve gene maalesef biz gittiğimizde sezon bittiğinden restaurant kapalı, çevresi çerçöp dolu bir haldeydi. Hatta dibinde hurda bir araba bile vardı. Yazık olmuş.
Alanya’ya girer girmez heybetli kale göründü, biz de o tarafa doğru yöneldik. Alanya Kalesinin olduğu bölgenin hikayesi çok eskilere dayanıyor. Antik çağlarda burada Korakesium adlı bir kent varmış. MÖ. 1.yy a kadar çeşitli saldırılara maruz kalan şehir, doğal konumu sebebiyle bağımsızlığını korumayı başarmış, ancak korsan saldırılarına dayanamayarak teslim olmuş ve bir korsan yatağı haline gelmiş. Kent MÖ. 65 de Romalılar tarafından korsanlardan temizlenmiş. Arap Evliyası denilen küçük kilise, birkaç kule ve bir manastır bu dönemden kalan, görülebilecek kalıntılar. 1221 yılında Alâaddin Keykubat tarafından fethedilen kent, fatihinin onuruna Alaiye diye anılmaya başlar, ta ki 1935 yılında Atatürk tarafından ismi Alanya olarak değiştirilene kadar.
Alanya kalesinin surları ilk inşası Helenistik devire rastlasa da, şimdiki görkemli kale haline gelmesi Alâaddin Keykubat zamanına tarihlenir. Toplam uzunluğu 6.5 km olan surlarla çevrili kalede 140 adet burç ve 400 civarı sarnıç bulunmaktadır. Kale içinde başka su kaynağı olmadığından, bütün su ihtiyacını bu sarnıçlarda biriken yağmur sularıyla karşılamış. Kale dış, orta ve iç kale olarak üç bölümden oluşuyor.
Kalenin en ucunda bulunan burçla alâkalı bir de efsane var. Söylenenlere göre bu muhteşem manzarayı gördüğümüz burçtan atılan taş eğer denize ulaşırsa dileğiniz olurmuş. Aslında burç sanki denize sıfır görünüyor ama biz çok denedik, suya ulaştıramadık. Ama olsun gene de dileklerimiz gerçekleşecek biz inanıyoruz.
Kalenin tamamını gezmek biraz yorsa da muhteşem Alanya manzarası ve güzel hava yorgunluğumuzu unutturdu bize. Dönerken yolun hemen kenarında giderken gördüğümüz ama duramadığımız bir mescidi görmek istedim ben. Ama gene aracı park edecek bir boşluk yoktu, ben de hızlıca gittim ve sonra aşağılarda bir yer bulup durabilmiş Halûk’un yanına koştum. Burası gemili mescit. Selçuklu zamanında burada konaklayan gemiciler tarafından iç duvarlarına yüzlerce gemi resmi yapılmış.
Artık o kadar silikleşmişler ki, görmek için çok dikkatli bakmak gerekiyor. Siz de fotoğraflara dikkatli bakarsanız aslında çizimlerin oldukça detaylı olduğunu fark edersiniz.
Oranın biraz daha aşağısında sağ tarafta bir kale kapısı da ziyarete açık. Oradan hem surları, hem surların iç hendeklerinin görünüşünü, hem de aşağıda Alanya’yı da gayet güzel görebiliyorsunuz. Ayrıca bizde hemen gidip görme isteği uyandıran Kızıl Kule de çok güzel görünüyor.
Kızıl Kule Alâaddin Keykubat tarafından liman, tersane ve Alanya kalesinin denizden gelecek saldırılara karşı korunması amacıyla yaptırılmış. Kızıl Kule şimdi olduğu gibi yapıldığı çağlarda da dikkat çekmiş. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Alanya Kalesi’nin deniz tarafında sekiz köşeli sağlam bir kulesinin olduğunu, bu kulenin kuşatma sırasında 2000 adam aldığını, burada oturan ikinci kale muhafızının 40 askere sahip olduğunu belirtmiş.
Kızıl Kule cephesinde 56 adet mazgal penceresi ve 22 adet kaynar su ve zift dökme penceresi var. Biz bunca asker varsa tuvaletler nerede sorduğumuzda, güvenlik görevlisi bize, duvar üstünde alt kısmının rengi diğer yerlere göre biraz daha açık olan bir kısa oluk gösterdi. O dönemde aşağısı doğrudan deniz olduğundan çok sorun olmuyormuş demek ki.
Kulenin tam ortasında sarnıç bulunuyor. Sarnıçın su toplama yeri tabi ki teras. Terasın çevresi askerler için surla çevrili ama aşağısını devasa bir huni şeklinde yapmışlar. Yağan yağmur hiç ziyan olmadan, her yerden ortadaki eğimli kısıma doğru akıyor ve ortadaki büyük taşın kenarındaki deliklerden süzülerek aşağıdaki sarnıçta birikip, ihtiyaçlar için kullanılabiliyor.
Binanın iç yapısı da çok değişik. katlar arasında birbirini gören pencereler, arakatlar vb var. Şu anda en alt kat sergi salonu olarak kullanılıyor ve Alanya’nın tarihi yaşamı ve el sanatları hakkında çok güzel bilgiler alabiliyorsunuz.
Kızıl Kule’nin hemen alt tarafında tarihi tersane bulunuyor. Oraya son anda yetiştik, o günün içeri giren son ziyaretçisiydik. Çok etkileyici bir yer. Aslına yakın bir şekilde müze haline getirilmiş. gemi yapımı, gemi parçaları, o dönemde işlerin nasıl yapıldığı hakkında görseller hazırlanmış. Gemilerde kullanılan o dönemin araçları sergilenmiş. Gemi yapım teknikleri örneklenmiş.
Tersane çıkışında, sahilden Kale’yi, Kızıl Kule’yi, Tersane’yi ışıklar altında seyrettik birde. Muhteşemdi.
Ama artık çok yorulmuş ve karnımız da çok acıkmıştı. Bir pizzacı bulup karnımızı doyurduk, arkasından da şehir içindeki benzinliklerden birinden rica edip, aracımızı parkedip uyuduk. Yarın gezecek çok yer var.
