Arılar
13. GÜN
Bütün gezimiz boyunca kaldığımız en lüks yer Selimiye koyuydu 🙂 Akşam bizim için kapatılmış özel iskelemizde başbaşa romantik bir ortamda yemeğimizi yedikten sonra, süit (!!!) arabamıza çekildik ve sabah arka balkonumuzda bu manzaraya ve hafif hafif yerdeki taşları okşayan denizin sesine uyandık.
Sabah kahvaltımızı da aynı iskelede alalım istedik ve hemen sucuklu yumurtamız, peynir, zeytin ve reçel çeşitlerimiz, Datça pazarının taze domates, salatalık ve çıtır biberleri soframıza dizildik. Şansımıza bu yoldan yürüyerek bile fazla geçen yoktu. Herhalde bizi misafirlerimizle başbaşa bırakmak istemişlerdi.
Sucukların kokusunu duyup gelen misafirlerimizi de en güzel şekilde ağırladık tabi. İki paket aç bitir verdik kıyamayıp.
Bu kahverengi oğlan çok sevimli. Ama gözü mikrop kapmış kızarmış, sürekli kaşıyor. Ne yapsak diye düşünüp, anne usulü geldi aklımıza, çay poşetlerini soğutup gözüne yerleştirdik. Rahatlattı herhalde hiç sesini çıkartmadan uslu uslu demlenmiş çay poşeti gözünde bekledi.
Sonra onu bir de denize soktuk o pis mikropları temizlesin tuzlu su diye.
Biraz ilkel yöntemler de olsa biz ayrılırken hem artık kaşımıyordu hemde kızarıklığı çok azalmıştı.
Ama sonunda veda zamanı geldi. Bu harika Selimiye gününe veda edip yola çıktık.
Bütün Datça’da olduğu gibi Selimiye yakınlarında da küçük koylarda birer ikişer evler var.
İnsan ne güzel kendilerine özel denizleri var sakin sakin takılıyorlardır diye düşünmeden edemiyor ama sonra duvarlara asılı yazıları fark edince her güzelin bir kusuru olduğunu anlaşılıyor.
Galiba bu mevsimde bu kadar huzurlu olan bu koy yazın oldukça kalabalık ve toplumda yaşamasını bilmeyen insanlarla doluyordu.
Onların geride bıraktıklarını temizlemek de burada yaşayanlara düşünce belki faydası olur diye bu yazıları asmışlar anlaşılan.
İstemeyerek de olsa Selimiye’ye veda edecektik, ama tepeden bu göle benzeyen sakin denizi ve manzarayı görünce dayanamayıp oradaki piknik masasına çöküp, meyve ve fotoğraf molası verelim dedik 🙂

Sırada Bozburun var. Biz bozburun’a gidiyoruz diye yoldan sağ tarafa sapınca balıkçı barınağının olduğu kısma gitmişiz yanlışlıkla.
Güzel bir yanlışlık olmuş ! İki kayanın arasından dar bir yolla deniz kıyısına iniliyor. Fazla bir kumsal olmadığından beton dökerek, ve kenarlara iskeleler yaparak kayıklar için bir korunak hazırlamışlar.
Bir de meslek lisesi öğrencilerine yat kaptanlığı bölümü için eğitim alanı yapılmış. Stajda olan öğrenciler vardı bize biraz bilgi verdiler.
Oradan yola geri çıkıp sola dönünce Bozburun’un yerleşim alanları çıktı karşımıza.
Burası incecik bir boğaz ve önünde bir yarımadaymış meğerse. Boğazın kayalık ve küçük tarafı köyün balıkçı barınağı olarak kullanılırken, diğer geniş limanın olduğu yer yerleşim alanı olarak tercih edilmiş. Bir dalgakıran yapılmış, ucuna da tabi ki bir deniz feneri.
Kıyıda balıkçılar, kahveler, kafeler. Sonbaharın tadını çıkaran, hayatı yavaş yaşayan insanlar.
Biz de bir kahveye oturup, kocaman tostlarımızı yiyip çaylarımızı içtik. Güneşin tadını çıkardık.

Bozburun’dan Turunç’a giderken yolda bu müzeye rastladık.
Bal Müzesi !!
Balla alakalı neler yok ki ?
Antik çağlardan günümüzün en modern kovanlarına ve bal saklama kaplarına, bal ile alakalı anlaşmalara ve hatta canlı arılarıyla bir kovana kadar !
Evet evet yanlış okumadınız, bir peteği iki camın arasına, onu da bir bal odasına yerleştirmişler. Giriş çıkış yolunu tüple arka bahçeye vermişler. Tabi cam aslında çift taraflı kapalı bir ahşap dolap içinde, izledikten sonra kapakları kapalı tutuluyor ki arılar doğal ortamları gibi karanlıkta rahat çalışabilsinler.
İnanılmaz bir görüntü, kovana giriş çıkışları, peteği hazırlamak için karmaşa içinde gibi görünüp fakat aslında inanılmaz bir uyum içinde çalışmaları.
Saatlerce izleyebilirdik ama fazla rahatsız etmeyelim diye biraz bakıp kapattık.
Müzeye girişte size bal ve tarihçesi hakkında kısa bir video izletiyorlar, sonra küçük müzeyi gezip bahçeye çıkıyorsunuz. Orada da bir klübe içinde balı petekten ayırma makinaları, ve diğer aletler ve çeşit çeşit kovanlar var.
Tabi en son da bir müze dükkanı. İsterseniz bal, arısütü, polen ve hediyelik eşyalardan alabiliyorsunuz. Biz biraz çam balı ve probolis aldık. Arıların, kovana giren yabancı madde veya böceklerin kovana mikrop ve bakteri bulaştırmaması için ürettikleri bir maddeymiş bu. Antibiyotikten daha kuvvetli ama doğal bir madde. Bala karıştırılıp yenilebiliyormuş. Doğal halinde içinde böcekler vb oluyormuş ama temizlenmiş ve toz haline getirilmişini aldık biz.
Sırada Turunç’un hemen yanıbaşında bulunan Amos antik kenti var.
Burası Helenistik dönemin başından Bizans egemenliğine kadar yaşanmış sonrasında terk edilmiş küçük bir kentmiş. Kale duvarlarının yapısı çok ilginç geldi bize. Upuzun merdiven sırasına zorlu bir tırmanıştan sonra biraz manzaranın tadını çıkardık , nefeslerimizi düzenleyip bacaklarımızı rahatlattık ki arkamızda 3 tane jandarma bitti.
Aracımızın plakasını söyleyip sizin mi dediler evet dedik, hakkınızda şikayet var aracın başına geleceksiniz dediler. Biri bizim araçta içki içtiğimizi ve sarhoş araba kullandığımızı söylemiş. Mecbur onca yolu aşağıya geri indik. Aracımıza ve kimliklerimize baktılar ve tabi ki öyle birşey olmadığını anladılar özür dilediler ama şikayet edenin kim olduğunu söylemediler malesef.
Suçumuz olmadığı anlaşılmıştı ama bizde o merdivenleri birkez daha tırmanacak hal kalmamıştı. Ben acısını jandarmadan çıkarıp epey söylendim ama onlar da görevlerini yapıyorlardı sonuçta. Bizim Amos turu da başka bahara kaldı maalesef. Nasılsa Marmaris’e sık geliyoruz deyip döndük geri.
Turunç küçük bir yer, bizim de keyfimiz kaçmıştı bir iki kare fotoğraf çekip marmarise dönmeye karar verdik.
Marmaris girişinde gördüğümüz hayvan barınağına bir uğrayalım dedik.
O güzelim cins köpekler oyuncak gibi çocuklara alınıp yaz sonunda terk edilmiş ve orada sadece biraz sevgi peşindeler. Arabamız daha durur durmaz duvardaki minicik deliğin önünden sesler gelmeye ve itiş kakış dışarı bakmaya başladılar. Onları sahiplenecek sevecek birilerine öyle ihtiyaçları var ki.
Ne olur cins köpek istiyorsanız bile bir hayvan barınağına uğrayın. Doberman, terrier, English setter ne ararsanız var ve inanılmaz sevgi ihtiyacındalar.
