Kumluca’dan Adrasan’a
28. GÜN
Kumluca Günay tesisleri yazın ne durumda olur bilmiyorum, ama bu mevsimde bir harika. Deniz güzel görünüyor, plaj kum değil ama ince taşlarla kaplı ve uçsuz bucaksız. Piknik alanları kimsenin kimseyi rahatsız etmeyeceği uzaklıkta gayet güzel konumlanmış.
Yüzme havuzları, spor alanları, kafeteryaları gayet güzeldi. Bu mevsimde çok fazla ziyaretçileri olmadığından kahvaltı için hazırlıklı değillermiş, bizim de ekmeğimiz olmadığından sadece çay içip çalışanlarla muhabbet ettik kahvaltıyı sonraya bıraktık.
Tesisin arka tarafındaki mini hayvanat bahçesini gezdik. Bir sürü tavuk çeşidi ve atlar vardı. Atları sevdik. İsteyenleri bindiriyorlarmış. Çocuklar için de ponyler vardı. Tavukların yumurtalarını da, cins tavuklar oldukları için damızlık olarak satıyorlarmış.
Hayvanat bahçesine bakan arkadaş detaylı detaylı herşeyi anlattı. Çocuklarıyla birlikte burada yaşıyorlarmış. Ne güzel bir ortamda büyüyor çocukları.
Bize Kumluca’nın görülecek yerleri hakkında bilgi verdiler. Kahvaltı için de gene belediyeye ait Kalekule’ye gitmemizi tavsiye ettiler.
Bize o kadar iyi davrandılar ve biz bu tesisden o kadar memnun kaldık ki tavsiyelerine uymalı ve Kalekule de görülmeli dedik.
Yukarı çıkınca bu güzel ortamda kahvaltı edelim dedik. Güzel bir bahçe ve kapalı alanda kafe vardı. Biz bahçeyi tercih ettik güneşi görünce. Kumlucalılar artık içeriye kapanmaya başlamışlar bile.
Gerçekten de kahvaltı gayet güzeldi. Manzara da öyle. Kule içinde bir de küçük etnografya müzesi vardı. Tabi ki gezdik. Yöreye özgü kıyafetler, canlandırmalar yapılmış. Gençlerin eskileri tanımaları için güzel bir çalışma olmuş. Ayrıca nikah salonu ve toplantı salonları da yapılmış.
Dünyanın değişik bölgelerinden hayvanlar gördük. Ben de dünya kadar fotograf çektim tabi ki.

Meraklı, güzel tüylü, kocaman gözlü devekuşu. (Telefonumu son anda kurtardım gagasından )

Sarnıç tepeden çamların arasından Kumluca…
Kumluca gezilecek yerler listesinde sırada Rhodiapolis Antik kenti de var.
Burasının giriş tesisleri inşa halindeydi biz gittiğimizde. Yukarı çıkış için bir merdiven dahi yoktu. Oldukça zorlanarak tırmandık. Doğal olarak da neyin ne olduğunu anlatan tabelalar da henüz konulmamıştı. Önümüzdeki sezona hazır olur sanıyorum. Hummalı bir çalışma vardı çünkü.
Ama biz artık şekillerinden yaklaşık olarak neyin ne olduğunu tahmin etmeye başladık bunca antik kent tecrübesinden sonra. Mesela üstteki binanın hamam kompleksi olduğunu tahmin ettik. Tiyatro zaten malumunuz en belli bina.

Rhodiapolis‘in diğer antik kentlerden en belirgin üstünlüğü Opramoas anıtı. Üzerinde 12 imparator, 19 procurator mektubu, 33 de birlik toplantısına ait yazılı anıt varmış ve maalesef çoğu defineciler tarafından tahrip edilmiş. Anıtın restorasyonu hala sürüyor.
Tiyatronun restorasyonu ise neredeyse bitmiş gibi görünüyor.
Kaya mezarlar zaten antik kentlerin olmazsa olmazı. Bizi en çok üzense ortalıkta, yerlerde tarihi çanak çömlek parçalarının dağınık bir şekilde durmasıydı.
Ama elimizden birşey gelmiyordu. Belki de bizim düşündüğümüz kadar değeri yoktu artık bu kırık seramiklerin. Hiç bir yazı ve işaretin olmadığı bu antik kentte o nedir burası neydi acaba diye dolaşmak da eğlenceliydi. Ama artık dönme vakti geldi.

Kumluca belediyesinin çalışmaları ve gelen turistlere nasıl davranmaları konusunda tesislerin çalışanlarına eğitim vermiş olmasını çok taktir ettik. Her gittiğimiz yerde gayet güler yüzle karşılandık, sorularımız cevaplandı. Hepsine ve belediye başkanına çok teşekkür ederiz.
Eminiz bütün yapmak istedikleri bittiğinde burası harika bir yer olacak.

Kumluca’yı gezmemiz bittiğinde saat daha gecelemek için erken olunca Adrasan koyuna devam edelim dedik.
Adrasan da sakin ve güzel bir yer. Ama yağmur çiseliyordu ve heryer kapalıydı.
Biz de açık bulduğumuz bir yerden ekmek ve pişirmek için köfte alıp, Köşesinde gene tuvalet ve duşların olduğu bir bina olan geniş bir alanın kenarına ağaçların altına yerleştik. Yazın belki de karavan parkı olarak kullanılan bir yer ama bu mevsimde kimseler yoktu. Yağmur iyice hızlanmadan yemeğimizi yapıp yedik.Biraz sahil keşfi yaptık. Yağmur çoğalınca yakındaki bir kafenin internetinden faydalanıp bilgisayarımızdan birşeyler izledik.
Adrasan bize kalmış gibiydi. Uyuduk..
