Tahtalı Dağı
32. GÜN
Sabah bizi kuş sesleri uyandırdı. Karavan, çadır veya bizimki gibi camperla gezerken, sabahları yüzbinlerce “₺” ye alamayacağınız evlerin manzarasına uyanmak, üstelik hergün bir başkasını seçmek paha biçilemez. Karavanın kapısını kuş seslerine açınca karşıma çıkan manzara buydu. Kahvaltıdan önce deniz kıyısında güneşin doğuşunu seyredip, dünyaya merhaba dedik.
Sonra o arabada ne yiyorsunuz ki diyenlere nispet masamızı kurup kahvaltılıklarımızı çıkarttık, sucuklu yumurtamızı yapıp manzaranın keyfini çıkarttık.
Dün hava puslu birşey göremeyiz diye çıkmadığımız bir zamanların Olympos’u şimdinin Tahtalı Dağı’na doğru yola çıktık. Biz onu aşağıdan bu kadar net görebiliyorsak, yukarıda manzara nasıldır kim bilir?
Tahtalı Dağı zirvesi 2365 mt yükseklikte. Teleferiğe binebilmek için aracımızla 726 mt yükseklikteki alt istasyona kadar 7 km gittik ve neden alt istasyon daha aşağıda değil anlamadık. Hatta denizin içine kadar bile inebileceğini Yazın bile -10 dan +40’a veya tam tersinin Dünyada nadir olacağını düşünüp keşke bu kadar yapmışken onuda yapsalardı diye hayıflandık. Teleferik ücretleri biraz fazla kişi başı 50 tl aldılar bizden. Ama her kuruşuna değdiğini söyleyebilirim size.
Teleferiğe bindikten sonra 4350 mt yol gidiyorsunuz. 360 derece etrafı görebildiğiniz 80 kişilik kabinler bunlar. Neyse ki o kadar kalabalık değildi biz bindiğimizde. 2016 Aralık ayında bize söylenen, dünyanın üçüncü uzun teleferiği olduğuydu. Bir kez daha neden aşağı kadar uzatıp, dünyanın en uzunu diye lanse etmediklerini anlamadık. Ama teknik bir sorun oluyordur herhalde.
Aşağısı denize girilebilecek kadar sıcakken yukarısı inanılmaz soğuktu. Tahmin ederek polarlarımızı, üstüne kalın kabanlarımızı ve eldivenlerimizi giymemize rağmen donduk. Ama çok eğlendik. Karlarda yuvarlandık. Ama tabi herşeyin bir bedeli var.
Ben fotoğraf çekerken bir anda telefonum elimden kaydı karların üstüne düştü, hemen elime alsam da kapandı birden. Bu arada Halûk da telefonunun olmadığını fark etti, belli karda düşmüş yerlerde yuvarlanırken. Aradık taradık yok, karları eşeledik yok. Benim telefonum kapalı arayamıyoruz. Neyse oradan bir görevliye getiren oldu mu diye sorarken hayır ama bir de birlikte arayalım mı dedi. Onun telefonundan arayınca inanılmaz bir şekilde karların altına gömülmüş boğuk sesini duyduk telefonun. Bulup elimize aldığımız anda o da kapandı mucize gibi. Minnettarız o arkadaşa tam zamanında imdadımıza yetişmiş.
Bunca güzelliğin ne fotoğrafını ne videosunu çekemeyeceğiz diye üzülürken, aklımıza yedek pilimiz geldi. Neyse ki yanımızdaydı da bir denesek mi diye şarja takınca açıldı benimki. Bizim de keyfimiz yerine geldi.
İstasyonun daha da üst katı varmış oraya da çıktık. Kumluca’dan Antalya’ya kadar heryer ayaklarımızın altında.
Küçücük bir hediyelik eşya dükkanı da açmışlar. Küçük ama teleferik için özel şeyler yaptırtmışlar. Yüksük koleksiyonuma da çok güzel bir parça ekledim oradan. İlginç ama dünyanın heryerinden koleksiyon yüksükleri alırken Türkiye’de bulamıyorsunuz. Üstelik de her sorduğum yerde evet soruyorlar ama getirmedik cevabı alırken. Neden? Kimsenin diyecek birşeyi yok.
Çok eğlendik, çok beğendik, biraz korktuk ama çok sevdik biz Tahtalı Dağını. Ama artık dönme zamanı gelmişti. Dağdan iner inmez ilk işimiz hem ıslanmış, hem de aşağının havasında bizi boğan kıyafetlerimizi değiştirmek oldu.
Sonra Kemer’e gidip bir dolaşalım derken Yörük Çadırı tabelalarını gördük. Hadi bir göz atalım dedik. İçeri giriş paralı, özel müze mantığı. İçeride çadırlara yörük yaşantısından canlandırmalar yapmışlar. Obanın toplanma yerini de oturup çay kahve içilecek bir yer haline getirmişler. Ortam çok güzel, sakin. Gözleme 8 tl diye de yazmışlar. Hadi birer gözleme yiyelim dedik yanında da çay aldık. Sonra birer çay daha aldık. Kalkarken hesap istediğimizde bize 36 tl dediler. Nasıl yani dedik, gözlemenin 8 tl olduğu yerde çay 5 tl mi? Pes.
Akşam için nerede uyusak derken Kemer sahilde bir karavan gördük otelin ön tarafına koymuş biraz muhabbet edince çekin ara sokağa uyuyun işte, kimse rahatsız etmez bu mevsimde dedi. Biz de tecrübeye güvendik. Hem de o kadar merkezdeydik ki çıkıp şehrin sokaklarında dolaştık, sahilde dalga seslerini dinledik, en son da küçük evimize çekilip uyuduk.
