Antalya – Expo 2016 ve Kum Heykeller
37. GÜN
Biz genelde gittiğimiz yerleri gezerken çevredeki insanlardan fikir almayı seviyoruz. Sonuçta onlar buranın yerlisi ve gitmeseler de gidenlerin fikirlerini bize aktarabiliyorlar. Expo için yol tarifi alırken bir yandan da nasıl bir yer diye birkaç kişiye sorduk. Hepsi de gittiğinize değmez, hiç güzel değil, yürü yürü bitmiyor, zaten çoğu kapandı gitmeyin boşverin dedi bize. Ama bu işte bir yanlışlık olmalıydı. Biz İzmir’den beri yol üstünde Expo’ya şu kadar km kaldı, bu kadar km kaldı tabelalarını görmüştük. nasıl olur da güzel olmazdı anlamadık. Kendimizi daha fazla merakta bırakmak yerine gidip görmeye karar verdik. Ama ilginçtir, navigasyona expo yazınca çıkan seçeneklerden seçtiğim, bizi yanlış yere götürdü. Yollarda bize yardımcı olacak tabelalar da görememiştik zaten. Nasıl olur da Türkiye’nin her yerinde tabela varken Antalya içinde olmaz bilemedim.
Lara tabelaları görünce hadi oraya bir bakalım dedik ve in cin top oynayan sahil boyunda ilerlerken Sand Sculptures (Kum heykeller) tabelalarını gördük. Bu mevsimde bunca yağmurdan sonra yoktur herhalde tabelaları kaldırmamışlardır dedik ama gene de gittik.
Veee sürpriz oradalar ve açıklar üstelik. Giriş tabi ki ücretli ama sanata saygı ve biraz da merak, girdik.
Heykeller kumdan çok çimentodan yapılmış gibi sert, meğerse deniz kumu değil nehir kumuyla yapılıyormuş ve yağmurda bozulmak yerine ıslandıkça daha da sertleşiyor ve kendilerini koruyorlarmış.

Sanatçının istediği ölçülere uygun blok halinde dökülüp sıkıştırılıyormuş getirilen kumlar. Bloklar tıraşlanıp heykel haline geldikten sonra kuruyup bu halde sertleşiyorlarmış.
Bu güzel eserleri ortaya çıkartmak için yerli yabancı pek çok heykeltıraş emek sarf etmiş. Hepsi birbirinden değerli ve güzeller. Bazılarında inanılmaz ince detaylara girmişler. Mesela bu tapınağın gerçek boyutları anlaşılsın diye sanırım önünde ceviz kadar insan heykelcikleri var. Bütün heykellerin fotoğraflarını çekmeye doyamadım. Ama buraya ancak bir kaç örnek koyabiliyorum.

Lara’nın daha görülecek yerleri var, mesela Kelebek Park gibi. Ama orası tam bir hayal kırıklığı oldu bizim için. İçerisi küçük bir botanik park gibi düzenlenmiş ama bir tane bile kelebek yok. Kelebekler henüz larva halinde. Yazın çoğalacaklardır ama ne kadar?
Eğer çocuğunuza Kelebeğin oluşum hikayesini göstermek istiyorsanız güzel ama giriş ücreti içeride göreceklerinize göre çok yüksek. Üstelik de Türkiye’nin en büyük kelebek parkı diye lanse ediliyor. Belki tek olduklarından, belki de toprak alanı olarak büyükler bilemiyorum, ama kelebek sergi bölümü çok küçük ve bence verilecek ücrete kesinlikle değmez. 
Oradan dönüşte de ters evi gördük. Dışında her şey tersti, içinde de aynı şekilde tersmiş. Ama biz girmek istemedik. Dışarıdan bir kaç kare fotoğraf alıp devam ettik yola.
Artık şu Expo 2016’yı bulmalıyız.
Navigasyondan tekrar diğer seçeneklere bakınca bir yer daha gördüm, onu da deneyelim dedik. Oh sonunda işte o meşhur kule karşımızda. Expo 2016’ya gitmeye değmez diyenlere inanamadık. Çok güzel az kalır, çok çok güzel yapılmış. Üstelik belki de %60’ı kapalıydı.
Çiçekler ve çocuklar temasının işlendiği serginin artık tamamen kapanmasına bir ay kadar kalmış. İçerisi inanılmaz, yabancı ülkeler bahçeleri, Türkiye şehirleri, çocuk adası, çocuk bilim ve teknoloji merkezi, Antalya ilçe bahçeleri, Turkcell kule, bitki heykelleri ve daha niceleri. Bu arada açık olduğu dönemde yapılan sergiler, konserler ve gösteriler ayrı. Şu kadarını söyleyeyim biz Antalya’da yaşıyor olsak kesin kombine bilet alıp her hafta bir uğrardık buraya.
Yabancı ülkeler çok güzel stantlar yapmışlar ve kapatırken de taşıma masrafından kurtulmak için öylece hediye edip gitmişler. Bence burası aynen İzmir Kültür park gibi hep çalışan bir yer olmalı.
İçeriyi yürüyerek bitirmeniz çok zor. Ücretsiz sürekli gezen yanları açık minik araçlarla veya oradan kiralayacağınız akülü araçlarla da gezebilirsiniz. Yaz sezonunda, sıcakta dolaşmanın zorluğunu da düşünerek, gece çok geç saatlere kadar açık tutmuşlar. Ama kışın kapanma saati vardı ve zamanımız her yeri dolaşmaya yetmeyecekti. Önce hemen girişteki kuleyi gezelim istedik. Kule hariç parktaki diğer bütün sergilere tek biletle girilebiliyor, ama burası için cüz-i bir rakam talep ediyorlar. Manzaraya değer. her yeri görebiliyorsunuz parkın içindeki. Bazı yerlerin tabanını cam yapmışlar, biraz korkunç ama değişik orada yürümek de. Kulede çok oyalandık, orası ne acaba, aa şuna bak ne güzel, camda yürüyelim mi derken.
Neyse sonunda aşağı inince önümüzden geçen ilk boş araca atladık ve şoföre nereye gidelim dedik. “Çocuk bilim ve teknoloji merkezine gittiniz mi?” dedi. Adam bizim çocuk ruhumuzun farkına vardı galiba 🙂 orayı seversiniz sanırım dedi ve indirdi bizi önünde. Hadi bakalım dedik girdik.
Evet burası bizim için yapılmış sanki. iki gün önce kişi başı 15 tl verdiğimiz 10D sinemanın çok daha güzeli var hem de ücretsiz. Kaçırır mıyız? Sonra çocuklara bilimin deneylerle öğretildiği bir salon. Çok güzel yapılmış, çoğunu kurcaladık, bizim zamanımızda olmadığına hayıflandık. Ardından çatı katında planetaryumun başlama saati geliyordu ona çıktık. Yatan koltuklarımızda yıldız ve gezegenlere yolculuk yaptık. Uzay bölümünde yetişkinler için deneyler vardı onlara katıldık. Dış tarafı dönen ama kendi sabit yolda düşmeden gözümüz açık yürüyemedik. Kısacası çok eğlendik.
Dışarı çıktığımızda da bahçede sensörlü dinozorları gördük. Yanlarından geçerken kimi ses çıkarıyor, kimi başını sallıyor, kimi sadece gözünü kırpıyor. Hatta ilk Halûk farketti, “dinazor bana göz kırptı” dedi. Yok artık dedik baktık hareket yok geri tam yürüyorduk ki ben fark ettim aynı hareketi. Sonra hepsini inceledik. Kapanış anonsları yapılıyordu ve biz sadece iki yeri geze bilmiştik. Tekrar gelme kararıyla, gitmeyin hiç bir şey yok orada diyenlere hayretle döndük geri.
Orduevine dönünce, kapının önünden sakin sakin geçen tramvayı fark ettik. Bindik içine bir taraftan müzeye kadar, diğer taraftan da Kaleiçinin adını bilmediğimiz biraz uzağına kadar gidiyordu. Eski usül tahta koltuklarına oturup tıngır mıngır gecenin ışıklarını, insanların koşuşturmalarını, evleri, dükkanları seyrederek tam bir tur atıp geri döndük.
Akşam yemeğimiz, serin havada çay, kahve keyfimiz derken uyuduk.
