Anamur’da mahsur kaldık !!
51. Gün
Anamur’da kötü bir sabaha uyandık. Akşam buz gibi suyla duş alıp, soğuk odada uyuyup, sabah da burnum akarak uyanıp, üstüne bir de dışarıda yağan yağmurun sesini duymak hiç hoş gelmedi. Ama Anamurium’u tamamen görmeden gitmek de istemiyoruz. En iyisi arabayla Anamur turu yapıp, kahvaltı için de bir yer bulmak galiba dedik. Anamur’a geldiğinizde bir sahil kısmı var, daha turistik yazlık evlerin olduğu bölüm, sonra muz seraları giriyor araya, üst tarafta da merkezi var Anamur’un. Çarşısı, pazarı, yerleşim yerleri, sanayisi hep o tarafta. Şöyle bir dolaşalım dedik orayı da. Bir kaç esnaf lokantası görünce çorba içme niyetiyle girip, pide yiyip çıktık kahvaltı olarak. Yağmur hala devam edince yürüyerek gezme şansımız olmadı, arabayla panoramik Anamur turu yaptık biz de 🙂
Ama yağmur altında öyle bir tur ki, fotoğraf bile çekemedik. Her yer bina dolu, yağmurdan zaten bir şey görünmüyor, ortam iyice kasvetli, hadi sahil kısmına dönelim diye düşündük. Bari denizi seyreder bir şeyler içeriz. Kamp yakınlarında Anamur Müzesi’de vardı onu da gezeriz. Ama müze binası çürüğe çıkmış ve yıkılma tehlikesi nedeniyle ziyarete kapatılmış. “İçerideki eserler nerede?” diye sorduk, onlar duruyormuş. Görevliler de duruyordu içeride. Ya bina yıkılırsa onlar ne olacak, hiç anlamadık. Neyse sonunda yağmur dindi, hatta güneş bile arada yüzünü göstermeye başladı.
Fırsat bu fırsat durur muyuz, hemen sahili yürüyerek keşfetmeye koştuk. Bütün sahili yürüdük boydan boya. Kumlara sevdiklerimizin isimlerini yazıp onlara fotoğraflar yollayarak, ressamlık!! denemeleri yaparak. Yolda karabatak olduğunu tahmin ettiğimiz bir kuş sürüsüne rastladık önümüzde paytak paytak yürüyorlardı. Videoya çekerken bizden korkup, peşlerinden gidemeyeceğimizi bildikleri denize kaçtılar. Biz de yolun sonuna kadar gidelim dedik, yağmur tekrar başlarsa biraz ıslanmayı göze alarak. Niyetimiz yolun sonuna kadar gidip sonra geri dönerek dün akşam yemek yediğimiz yerde oturmaktı aslında ama yolun sonundaki derme çatma bir dükkândan gelen kokulara karşı koyamadık. Derme çatma ama içerisi tertemiz, çalışan arkadaş da öyle. Zaten annesi de oranın temizliğiyle ilgileniyor. Yeni açmışlar burayı, belediyeden kiralayıp. Karnımız çok aç değildi ama gene de birer çeyrek kokoreç yemeden duramadık. İki çeyrek kokoreç yanında ayranlarla 10 tl hesap ödeyince, İzmir’de aynı şeylere verdiğimiz bunun 3 katına yakın fiyatlar geldi aklımıza.
Gene yürüyerek sahilin yanından dönelim niyetindeyken bir dere gördük denize karışan, kenarına teknelerin demir attığı, üstünde de bir köprü sanırsın Goldengate köprüsü. Vee en önemlisi üzerinde kocaman “güneş” yazan bir tekne 🙂
Anamur Belediyesi o kocaman kumlu sahille evler arasında kalan kısmı park olarak düzenlemiş. Bu kısımlara da çocuklar için oyun alanları, gezi yolları, kafe ve büfeler konmuş. Bence çok da iyi olmuş, hem deniz mevsimi dışında nefes alacak bir yer, hem de yazın sıcaklarda denizden kaçanlar için serin alanlar oluşturulmuş. Biz de yağmur nedeniyle kimsenin olmadığı parkta çocuklar gibi dolaştık. Şirinler parkında Şirin Babayla fotoğraf çektirdik, dinozorları gördük, denizi seyrettik ve zamanın nasıl geçtiğini ancak karnımızın gurultularıyla fark ettik. Üstelik arada çeyrek kokoreçleri gömdüğümüz halde. Düşünün ne kadar oyalanmışız. Bu sefer niyeti bozmayıp dün akşam gittiğimiz yere gittik ve aklımızın kaldığı tantuninin tadına baktık. Başarılı… Bu arada Gaziantep tarafında inanılmaz kar olduğunu, yolların kapandığını öğrendik. Acaba oralara gitmeden geri dönmek zorunda mı kalacağız ??
Termosifon ve klimanın onarıldığını umarak kampa geri döndük. Bize onarılmadığını ama bizi yan odaya alacaklarını söylediler. Eh bu da bir şey baktık sıcak su geliyor tamam dedik. Klimayı açıp oda ısınsın diye bırakıp bir şeyler içmeye gittik. Döndük oda hala buz. Yapacak bir şeyleri yokmuş. Neyse sıcak suyla duşumuzu alıp kendi elektrikli battaniyemizle ısıttığımız yatağa sığındık yarın yağmur yağmamasını ve Anamurium’u gezip bir daha buraya geri dönmemeyi umarak.
