Antalya – Karain ve Termessos
38. GÜN
Bugün kahvaltı için dışarıya çıkalım dedik. Dün gezerken yol üstünde kahvaltı yapabileceğimiz yerler görmüştük. Birinde oturup kahvaltımızı yaptık ama çok da istediğimiz gibi değildi. Kahvaltıdan sonra şöyle bir arka taraflara bakalım ne var ne yok diye yürüdük biraz ve şans eseri karşımıza çıkan bir toptancıdan, kendimize soğuk geceler için arabada giyebileceğimiz yünlü kıyafetler aldık. Yarın için kahvaltı yapabileceğimiz küçük ama kalabalık bir börekçi keşfettik. Sonra artık Karain Mağarasına gitme vaktimiz geldi deyip döndük arabamızın yanına.
Karain Mağarası
Karain Mağarası Antalya merkeze 32 km uzaklıkta, üstelik ilk seferinde kapanmadan yetişemediğimiz için bu bizim 2. gidişimiz. Değer mi? Bence kesinlikle değer ama, eğer tarih sizi çok da ilgilendirmiyorsa sadece bir mağara gerek yok da diyebilirsiniz.
Karain Mağarasına çıkarken bize 370 basamak dediler. Ama doğru söylememişler. Gerçi 1000 de deseler biz gene de çıkardık ya neyse.
Burası 60 yıllık kazıların sonunda ilk yaşam belirtilerinin 500.000 yıl öncesine dayandığı söylenen bir mağara. Büyüklük ve konum olarak o kadar kullanışlı gelmiş ki insanoğluna, bunca yıl hiç kesintisiz yaşam devam etmiş mağara içerisinde.
O nedenle arkeolojik olarak çok değerli. Ama ne yazık ki videolarda da göreceğiniz gibi o kadar kötü bir şekilde turizme açılmış ki. Heryerde sarkan kablolar. Yerlere gezinti için yollar yapılmamış. Neresi nedir hiç bir bilgi veya işaret yok. Kazı alanının dibine kadar girebiliyorsunuz. Kötü niyetli olsanız aşağıya da inebilirsiniz. Eğitimsiz insanların, mağara insanları gibi buralara tarihi düşünmeden bir işaret bırakma çabaları devam ettiğinden duvarlara yazılar yazmaları normal. Aslında aşağıda bu yazıları yazdıkları duvarların ne anlam ifade ettiği, neye zarar verdikleri konusunda biraz bilgi verilse belki azalır yapanların sayısı.
Mağaranın önünden bütün Döşemealtı’na hakim bir görüntü var. Sırtını dağa yaslayıp, aşağıdan gelen tehlikeleri kontrol altında tutabileceğin bu kadar büyük bir doğal oluşum, 500.000 yıl öncesinden Roma çağına kadar insanların burada yaşamalarına sebep olmuş. Roma dönemine kadar hep mesken olarak kullanılmış, Roma Döneminde ise ilk hristiyanların kaçıp saklandıkları, dini bir merkez olarak kullanılmış.
Mağaranın yontma taş devrinden itibaren sürekli kullanılmış olması, dünya çapında çok önemli bir yere sahip olmasına neden olmuş.
Biz içeride oldukça çok zaman geçirdik. O dönem insanlarının yaşamlarını hayal ettik. Dokunduğumuz yerlere besin üretimi bile başlamadan, sadece toplayıcılıkla yaşayan Paleolitik çağlardaki insanların da dokunduğunu düşünmek tüylerimizi diken diken yaptı.
Sonra yukarı çıkarken nefes nefese doğru düzgün sayamadığımız basamakları tekrar sayarak indik aşağıya. 470 basamakmış toplam. Bu artık bizim alışkanlığımız oldu. Yüksek yerler sayılarak inip çıkılıyor. Bakalım rekor ne kadar yükseğe çıkabileceğiz 🙂 Karain Mağarası‘nın tarihini ayrı bir yazıda detaylı olarak paylaşacağız.
Termessos
Sırada zamanımız da varken Termessos Antik Kenti var. Burası hakkında fazla bilgi olmayan, Türkiye’nin en iyi korunmuş antik kenti. 
Denizden yüksekliği 1050 mt. Tarih sahnesine ilk çıkışı MÖ.334 yılında Büyük İskender’in buradan geçişi sırasında olmuş. Daha hiç kazı başlatılmamış olması nedeniyle tarihinin nerelere uzandığı bilinmiyor. Bu kadar sarp ve sapa bir yerde kurulmuş olması nedeniyle doğa olayları ve depremler dışında fazla bir savaş ve saldırı almadığı düşünülüyor. Şu anda da Güllük dağı milli parkı sınırları içerisinde ve park kapısından girdikten sonra 9 km lik bir asfalt yolla ulaşılabiliyor. Kentin soyu tükenmekte olan dağ keçisi, şah kartal, alageyik gibi birkaç hayvan ve bitkiye de sahip bu park içerisinde güvenli bir şekilde kazı sırasının gelmesini beklediğini umuyoruz.
Kazılar yapılmadığından taşlar depremlerin etkisiyle yıkıldıkları yerlerde bitkilerle içiçe duruyorlar. Zorlu bir tırmanıştan sonra tepeye varabiliyoruz. Görmek istediğimiz her yer için ufak hoplama, zıplama ve atlamalar yapıp, bu kadar yükseğe, bu kadar büyük taşları nasıl taşıdıklarına hayretler içinde kalıyoruz.
Aslında dönüşü antik kentin diğer tarafından yapmak isterdik, ama bize saat 17.00 de kapanıyor çıkamazsınız dedikleri için ve 15 dakika zamanımız kaldığından, bildiğimiz yoldan inelim dedik. O kadar yorucu bir parkurdu ki bir daha da gelir miyiz hiç emin değilim. Ancak kazılar yapılıp, birşeyler ortaya çıkarılırsa buna da bizim ömrümüz ve sağlığımız yeterse, herhalde. Bu kadar yorgunluğa değdi mi derseniz? Kesinlikle evet ! Keşke daha fazla zamanımız olsaydı deriz.
Termessos çıkışında, o kadar yorulmuş ve acıkmıştık ki. Sabah kahvaltısından sonra hiç bir şey yemeğe fırsatımız olmamıştı arabadaki abur cuburlar dışında. Meşhur Antalya piyazı ve köftesinden mi yesek diyordum ki Halûk canım ciğer çekti dedi. Tamam hemen internete bakılır, Antalya’nın en çok tıklanan ciğercisi bulunur sorun değil. Fazla merkezi olmayan bir yerde, çok da büyük olmayan bir dükkana götürdü bizi bulduğumuz adres. Tam aradığımız gibi bir yer yani. Ciğer nefisti. Hesap da gayet uygun geldi. Ciğer de kesinlikle iyi fikirmiş yani !! ( Ciğerci Hasan Usta )
O kadar yorulmuştuk ki artık daha gezecek halimiz yoktu. Doğru orduevine döndük, bahçede serin serin çay içip o kadar yemeğin üstüne dayanamayıp o enfes pastalardan da bir dilimi paylaşmadan edemedik. Antalya’da hala görülecek çok yer var, uyumak lazım fazla geç olmadan.
