Fethiye Yeniden
23. GÜN

Sabah uyandığımızda akşam yediğimiz tavuklar nedeniyle hala acıkmayınca, kahvaltıyı sonraya bırakıp, bir gün önce tabelasını gördüğümüz Fethiye Kaya mezarlarına bakmaya karar verdik.
Ne de olsa Dalyandan hazırlıklıyız uzaktan bakıp birkaç resim çekeceğiz.
Ama meğerse yanlarına çıkılıyormuş. Hemde bir sürü, bir sürü merdivenle. İçleri gerçekten de bomboş, sadece üzerine ölünün konduğu bir kaya yatak gerisi define avcıları kime sattıysa artık orada.

Tabi bir de tarih ve kıymet bilmeyen terbiyesiz gençliğin üzerlerine sprey boyalarla yazdığı yazılar var maalesef. Zarar gelmesin eserlere diye temizleyemiyorlarmış da.
Aileler, öğretmenler ne olur anlatın çocuklara bu değerlerin kıymetini, gidenin yerine yenisinin konulamayacağını.
Kaya mezarları şehre çok hakim bir tepedeler. Oraya kadar tırmanmak zor da olsa hem mezarları yakından görmüş olduk, hem de bütün Fethiye’yi. Ayrıca bir kaya mezarın içi nasıl oluyor onu da.

Oradan şehri uzun uzun seyredip acaba Fethiye’ye taşınsak mı diye düşündük. Neden olmasın ? Ama önce yazın da gelip bir bakmak lazım. Gerçekten bize göre mi?
Ama arabayı park ederken Fethiye Müzesi tabelasını gördük. Şimdi biz yemek yerken kapanır burası, bir de oturup açılmasını beklemeyelim, önce müzeyi gezelim diye düşündük.Fethiye çevresinde Tlos , Kaunos, Letoon gibi çok fazla antik kent olması, ayrıca gemi batıkları sergilenen eserlerin zenginliğine çok katkıda bulunmuş.
Mesela tahta Azize Katherina heykeli uzun zaman bir ticari geminin önünde onun koruyuculuğunu yaptıktan sonra 1967 de bulunuşuna kadar denizin altında bu müzede sergileneceği günü beklemiş.
Soldaki yazıt Tlos‘da bulunmuş ve iki kişi arasındaki borç para alışverişini, faizini ve faizin nerede kullanacağını anlatan bir anlaşmaymış.
Sağdaki ise tarih açısından çok önemli bir belge olarak görülen “Letoon’un üç dilli yazıtı”. Üç yüzünde üç ayrı dilde, içerikleri de farklı üç yazıt bulunuyor. Bir taraf Likçe, bir taraf İbranice ve bir taraf da eski Yunanca yazılmış.
Özet olarak bir rahibeye yeni bir tanrı kültü ve tapınak kurması için verilen görev, bunun nasıl yapılacağı, ve kimi onurlandırmak için yapılacağı ile ilgili detayları içeriyormuş. Ama en önemli özelliği üç ayrı dilin tek taş üzerinde bulunması elbette.
Ortadaki fotoğraf da Letoon antik kentindeki Apollon tapınağında bulunmuş ve oldukça iyi durumda korunmuş bir mozaiğe ait. Ortadaki güneş ışık ülkesi Likya’yı, sağdaki lir tanrı Apollonu, soldaki ok sadakı ve yay da tanrıça Artemis’i betimlemekteymiş.

Şu yandaki arkadaşlar da lahit kapağını süsleyen bir çift !!!
Eh artık karnımız açlıktan gurulduyor ama kahvaltı vakti de geçmiş, kendimiz için zararlı bir şeyler yapalım deyip ilk gördüğümüz yere, eski dost Mc Donald’s a daldık.
Oradan çıkınca limanda bu harika havuzla başlayan parkı ve gezerken de yol boyunca sıralanmış teknelerdeki balıkçıları görünce bir pişmanlık yaşadık elbette.
Parkın sonunda da köşede bir taze meyve suyu büfesini görünce hadi bari o zararı telafi edelim deyip biraz vitamin depoladık, üstüne de güneşlenip D vitamini deposunu doldurunca Fethiye ile vedalaşma vakti geldi. Gerçi burada birkaç gün daha takılabilirdik ama gece kalmak için yer aramak biraz yordu bizi.

Akdağ ve Tlos
Yolumuzun üstünde Akdağların eteğinde bir yamaca kurulmuş Likya uygarlığının başka bir önemli kenti Tlos bekliyordu bizi. Akdağlar adına yaraşır bir şekilde bembeyazlar. Kar mı diye şaşırdık biz de ama değilmiş.
Bu kent UNESCO’nun “Dünya Mirası Geçici Listesi”nde olduğu için ve bu mirasın daha çabuk gerçeklik kazanılabilmesi için, gezi rotası üzerinde olan alanların kazıları hızlandırılmış.
Stadyum, Agora, Kaya mezarları, Akropol, hamam binaları, tiyatrosu, Kronos Tapınağı ve kent bazilikası ortaya çıkarılmış ve çalışmaları yapılan veya yapılmaya devam edilen diğer bölümlerden bazıları.
Tlos kentinde duvar yapıları çok ilginç geldi bize. Taşlar düzgün bloklar halinde kesilmek yerine birbirlerinin içine geçen tetris blokları gibi farklı boyut ve şekillerde, ama tam bir bütünün parçaları şeklindeler. Bunun amacının ne olduğunu çok merak ettim ama cevabı bulamadım. Bilen var mı?
Tlos da o kadar çok oyalandık ki hem heryerini gezemedik hem de havanın karardığını fark etmedik.
Googlemaps’in gösterdiği yol kapalı, diğer yol çok uzundu. Ne yapsak derken yaşlı bir çift “biz o tarafa misafirliğe gidiyoruz, arada kestirme bir yol var, bizi takip edin ama yol bozuk dikkat edin arkamızdan gelirken“, deyip birer de haşlanmış mısır tutuşturdular elimize 🙂
Gerçekten kendimiz gitsek yarı yoldan geri döneceğimiz kadar bozuk bir yoldan çabucak çıkardılar bizi anayola. Ama Saklıkent’e daha ne kadar yolumuz olduğunu kestiremediğimizden, ilk bulduğumuz, adı “Şahin Tepesi” olan yerde durduk. Burası turistik bir dükkan, yanında küçük bir çay bahçesi, tuvaletleri olan bir işletme. Sahibi Niyazi Kutan, kendi yiyeceklerimizi yememize izin verince, dünden kalan tavuklarımızı, oradan aldığımız içecekle birleştirip, kemikleriyle de iki köpekciğin karnını doyurduktan sonra izin alıp arabamızı hazırlayıp uyuduk orada.
