Kız Kalesi – Günün Sürprizi

54. Gün
Sabah gece park ettiğimiz parkın yanında dalgaların sesiyle uyandık. Kapıyı açıp aşağıya atladığımda denizin içinde gördüğüm muhteşem görüntü karşısında sadece “Halûk çabuk buraya gel, bunu görmelisin” diyebildim.
Gecenin karanlığında, sahilde o kadar çok dolaşmamıza rağmen hiç fark etmemiştim orada bir kale olduğunu. İşte bu gezinin gerçek sürprizi oldu. Kumsal harika, görüntü inanılmaz. Yaşasın karavan hayatı !!!
Hava biraz sıcak olsa masa, sandalye çıkartıp burada kahvaltı etmek çok güzel olurdu. Ama çok soğuktu, biz de bir gün önce dışarıdan gördüğümüz, ama kapalı olduğu için içine giremediğimiz, astım mağarasını görmeye gidelim yolda da birşeyler yeriz dedik.
Yolda gördüğümüz kahvaltıcılardan birine fiyat sorup, fiyatların uygun olduğunu görünce girelim dedik. Adamlar biz sipariş vermedik dedikçe bunlar ücretsiz tanıtım için diye bize numuneler! getirdiler. Biz kahvaltımızı yaptık, çayımızı içtik, baştan fiyat sorduğumuz için 20-25 tl arası bir hesap ödeyeceğimizi tahmin ederek hesap istedik. Hesap 50 tl geldi!!! Sebep ? Evet, haklıyız aslında yediklerimiz 25 tl tutmuş ama çay 25 tl imiş, demlikte getirip sobanın üstüne koymuşlar demlik o fiyatmış. Ama biz ikişer bardak içtik sadece, bize demlik ister misiniz diye sorulmadı, sobanın üstündeki demliğin hepsinin bizim olduğu söylenmedi. Neyse yapacak bir şey yok çok sinir olsak da hesabı ödedik ama tam arabaya binmiştik ki aklıma geldi. Dur dedim Halûk’a termoslarımızı aldım ve gittim sobanın üstündeki demliği içlerine boşalttım. Madem parasını ödedik bari yolda içelim, hem de bir daha satmasınlar bari değil mi?

Neyse astım mağarasına gittik, açılmış ama jenaratörleri yokmuş, yağmur yağarken bazen elektrik kesiliyormuş, korkarsanız inmeyin dediler. Korkmak ne kelime, ödüm patlar ama görmek istiyorum. Aldık el fenerlerimizi yanımıza, dipsiz kuyu gibi görünen merdivenlerden aşağı indik. Merdivenlere taşlar düşmüş, ayağımıza takılınca aşağı uçuyorlar biri olsa kafa göz yaracak, ya da biz yukarı çıkarken bizim başımıza gelebilir. Ama indik gene de. Güzel ve çok büyük galerilere sahip bir damlataş mağarası. Yaz kış sıcaklığı 15 derece, nem oranı ise yazın %85 kışın ise %95 e kadar çıkan mağaranın astım hastalığına iyi geldiği söyleniyor.
Mağaranın çevresindeki ağaçlara gelen ziyaretçiler tarafından dilekler dilenip, bez parçaları bağlandığından Dilek Mağarası olarak da anılıyor. Neyse korktuğumuz başımıza gelmeden, ıslak mekânlarda kayıp düşmeden bu doğa harikasını gezip dışarı çıkmayı başardık.
Oradan Narlıkuyu’ya gittik müze tabelalarını takip ederek. Müzeye benzer bir yer göremeyince köy meydanında esnafa sorduk. Bize önüne park ettiğimiz küçük binayı gösterdiler, kapı kilitliydi biri geldi kapıyı açtı. Meğerse burası Poimenious’un hamamı olarak adlandırılıyormuş ve tabanındaki mozaik koruma altına alınmış ve minik bir mozaik müzesi olmuş. Çok da iyi olmuş.
Sonra internette mutlaka görülmesi gereken yerler arasında bulunan Adamkayalar’a gitme kararı aldık. Bulması zor, yolu bozuk, bir gün önce yağmur yağmış her yer vıcık vıcık çamur. Bin zorlukla dibine kadar gittik. Taşların üzerinde kırmızı oklar, takip ettik ve ıslak kaygan bir kayalığın dibine vardık aşağısı uçurum. Yanlış yerdeyiz herhalde deyip tekrar internete dönüp yorumlara baktık. Aman Allahım neden daha önce okumadıysak. Bu kayalardan aşağı inip mahsur kalanlar, kolunu bacağını kıranlar varmış. Biz bu halimizle ne inebiliriz ne de çıkabiliriz, canımıza susamadık daha deyip, Cennet-Cehennem Mağarası, Astım Mağarası, Adamkayalar ve kim bilir daha ne güzelliklere sahip, ama bunları gelenler için güvenli hale getirememiş yetkililere hayretler ederek, dün Cennet Mağarasında ve bu sabah da Astım Mağarasında yaşadığımız korkuları düşünüp daha fazla risk almaya gerek yok dedik ve aklımız orada kalarak geri döndük.
Kızkalesinin karşısında gene onunla bağlantılı olarak Kara kalesi bulunuyor. Burası Kıbrıslı bir prens tarafından kurulduğu düşünülen Klikya uygarlığına başlı Korykos Kentinin kalesi. İlk yerleşimin MÖ. 4. yy da olduğu anlaşılan kent 450 yıl Roma egemenliğinde kalmış, bu dönemde çok gelişerek zeytinyağı ihracat merkezi olmuş. Bizanslılar zamanında Arap istilalarına karşı da çevresi kuvvetli surlarla çevrilmiş.
Oradan Erdemli merkezine geçip panoramik şehir turu yaptık. Bu kadar yüksek ve çok binanın olduğu başka bir ilçe daha önce görmemiştik. Önce çok şaşırdık, sonra sahile indik orada da aynı manzarayla karşılaştık. Sonra dayanamayıp satılık dairelerin de olduğu bir binaya sorduk. Bu ilçe yazlıkların yoğun olduğu bir bölgeymiş.
Mersin, Gaziantep tarafından herkes yazlıklarını buradan alıyormuş. Anladık ama aklımız almadı. Şu yukarıda görülen sitede yaklaşık 2000 daire var ve bütün plajı önündeki bu site cephesi genişliğindeki ve denize kadar taş çatlasın 50 metre olup, sahil kısmı ise 5-10 metreyi geçmeyen taşlık alan. Herkesi geçtim sadece 500 daire sahile inmeye karar verse, nereye nasıl sığacaklar? Bunlar geleneksel olarak genelde kalabalık ailelerdir de üstelik ve hepsi kebap sever. Off düşünürken bile sıkıntı bastı. Mangal dumanının hayali bile ciğerlerimizi yaktı.
Kebap dedik aklımıza düştü, biz de bulduk bir kebapçı, ciğer kebabımızı yedik, sonra da sahilde gözümüze güzel bir yer kestirdik uyumak için, yerimizi bulunca gidip bir kafeye yerleştik. Kahvelerimizi içerken bilgisayarlarda işlerimizi hallettik. Sonra da doğru uyumaya.
